Bilgiç de bilgiçmiş ha
Pek muhterem dostum Bilgiç Hakyemez kendi bloguna yazdığı yeni yazısında şöyle bir ifade kullanmış: “Çalışmalarım netiesinde gördüm ki bu işte en hızlı koskos’un kaptanının seyir defterini ve yeni gelen güncellemeleri inceleyerek yol alabiliriz. Maalesef sevgili dostum Kamil Hoca bu konuda biraz ağır davrandığı için size ben yardımcı olabileceğim.”
Kendisine buradan seslenmek istiyorum, ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ diyeceğim ama yetmeyecek. Yaşım biraz ilerlemiş olabilir ama kim kimden ne kadar hızlı, o da artık kamuoyunun takdiri.
Neyse efendim, Yaman’ı ararken şimdi böyle şeylerle uğraşmak boşa. Bilgiç Bey’in süper tespitine kulak verelim ve kaptanın seyir defterini takip edelim, önemli ipuçları orada gizli.
Kaptanın Seyir Defteri mutlaka incelenmeli

Arkadaşlar, Kaptan Sefer Güney’in seyir defterine işimize yarayacak yeni bilgiler eklenmiş. İyice bir inceleyerek gelişme kaydedebileceğimize inanıyorum. Aman hiçbir ipucunu atlamayalım!
Zıplayan varillere öznel bir bakış: Yetiler’in yetileri gerçek mi?
Merhabalar efendim,
Saygıdeğer arkadaşım Prof. Bilgiç Hakyemez’in Yetiler hakkında yazdığı araştırmayı okudum. Araştırma demeye dilim varmıyor ya neyse. Daha çok atıştırmalık gibi olmuş. Bu gidişle biraz atışacağız sanırım. Dili de böyle kıvrak kullanabilen bir insanım. Evet.
Şimdi efendim, birçok noktayı es geçerek gerçek saçmalığı gözler önüne sermek istiyorum. Çünkü gerçekleri ortaya çıkarmaktır vazifem. Sayın Hakyemez diyor ki, Yetiler 600 kilo civarındaymış. Vallahi birtakım ünlemler kullanmak istemiyor değilim. Garip olan şu ki, bir hayvan hem 600 kilo olup hem nasıl çevik olabilir? Pes vallahi. Hayvan dedim, ama demeye dilim varmıyor. Neyse. Yine de hayvan olarak nitelendirmeye devam edelim, kafanız karışmasın.
600 kiloluk bir hayvan nasıl olur da koşar, atlar, zıplar? Olsa olsa kıyıya uzanır, kenara gelen sazanları falan yakalar ya da uyurken ağzına kuş konar. Benim araştırmalarıma göre Yetiler böyle 4-5 metre boyunda gayet uzun boylu, görkemli varlıklardır. Beslenmelerini de bu şekilde sağlarlar zaten. Ağaçlara gayet rahat bir şekilde ulaşabildikleri için o meyve senin, bu meyve benim, afiyetle yerler. Yetilerin yetileri sadece meyve yemekle de sınırlı kalmaz elbet. Alçaktan uçan kuşları, ağzında penir tutan kargaları, masal figüranlarını falan da rahatça yakalarlar.
Bir Yeti kafasına koyduğunu yapar, inatçıdır. Ama suyuna giderseniz, varını yoğunu paylaşır. Bu yüzden, hem insancıl hem hayvancıl, ahlak sahibi, çelik gibi sinirleri olan, çevik hayvanlardır. Öyle 600 kiloluk variller gibi değillerdir yani. Tembel tembel oturmayı sevmezler.
Yazımın başında bir dil sihirbazı olduğumdan bahsetmiştim. Bunu diğer makalelerimi okudukça daha iyi fark edeceksiniz. Sevgili dostum Bilgiç Hakyemez’e de buradan saygılarımı sunuyorum. İyi ki onun gibi sınırlı bir kelime haznesine sahip değilim.
Tekrar görüşmek üzere efendim, esen kalın…
Yaman’ı Arıyoruz
En acilinden merhaba,
Yaman Gezgin’in kaybolduğunu hepiniz biliyorsunuz. Onu bulmak için elimizde olan tüm bilgileri ve ipuçlarını bir araya getirdiğimiz bir site açtık. Sizin de arama çalışmalarına katılarak bize yardımcı olmanızı istiyoruz. Haydi macera dostları göreyim sizi, gösterin marifetinizi!
Zalita’dan kaplan çıkar mı?
Hürmetler efendim,
Bugünkü yazımızın konusu Zalita kaplanı.
Efendim, bu kaplan dediğimiz hayvanların büyük çoğunluğu, Kuzeyde Sibirya, güneyde Hindistan ile Malakka Yarımadası arasındaki bölgelerde yaşar. Doğaları gereği orman, otlak falan tam onlara göredir. Rahat rahat kamufle olup, hızla hareket edebilirler. Aldığımız bilgilere göre ülkemizde de üç kere falan görülmüşler. Eee uğurlu sayım ne de olsa.
Şimdi efendim, orman, otlak falan demişken, kaplanlar sık sık suya girip çıkarlar, göllerde ve nehirlerde yıkanırlar, iyi de yüzerler hani. Sağlıklı beslenmeye özen gösterirler, kendilerine iyi bakarlar. Genellikle yalnız avlanırlar ve geyiktir, yaban domuzudur, mandadır, afiyetle yerler. Yeri gelmişken Sibirya kaplanına ayrı parantez açalım: Böyle ayı mayı dinlemezler, hemen indirverirler mideye. Yeri gelmiş miydi bilmiyorum ama yazasım geldi, yazdım işte. Hmm, evet. Devam edelim.
Yaman Gezgin kayboldu
Hepinize merhaba,
Canımız ciğerimiz, meraklı dostumuz Yaman Gezgin kayboldu! Kendisinden bir türlü haber alamıyoruz. En son kendi blogunda bir seyahate çıkacağından bahsetmiş. Buradan ulaşabilirsiniz: www.yamangezgin.com
Bir şeyler duyarsanız, görürseniz, mutlaka bize haber verin. Olur mu?
Görüşmek üzere efendim…
En Gerçek Gündem
Vallahi ne diyeceğimi bilemiyorum, gerçekten kötü çıkmışım. Televizyon bana göre bir mecra değil sanırım. Zaten ben kendimi en iyi yazarak ifade ediyorum. Çünkü ben konuşmayı pek sevmem. Hem dememişler mi efendim “söz uçar yazı kalır” diye. Doğru işte, tam benim için demişler. Unutulmasın ki kalem kılıçtan keskindir. O kalem de benimdir.
41 ve 29 harika bir çifttir, tartışılmaz.
Saygılar efendim,
Girizgahı uzun tutmadan hemen konuya geçmek istiyorum. Yaklaşık bir saat önce Sayın Bilgiç Hakyemez’in İstanbul’un enlem ve boylamı hakkındaki yazısını okudum. Üstünde düşünsem, cevap vermek için biraz beklesem dedim ama dayanamadım. Hemen dökülmeye başladı kelimeler.
Şimdi efendim, bu yazının temeli büyük bir saçmalık üstüne kurulu. Buyrun bakalım, ne demiş Sayın Hakyemez: “Bu koordinatlar tam olarak 41°01′N 28°58′E yani 41.01 boylam ve 28.58 enlemdir. Kimileri kalkıp bu gerçeği 41-29 olarak görmeyi tercih etmekte, gerekçe olarak da ‘yuvarlayalım ne fark eder’ demekteler. Başta da sevgili dostum Prof. Dr. Kamil Ademoğlu, artık nasıl profesörse.”
Bir özeleştiri ve kalem Bilgiç’ten keskindir
Herkese iyi akşamlar,
İyi akşamlar diyorum çünkü bu yazıyı hemen kaleme almak istedim. Biraz önce televizyonda kendimi izledim. Hani şu Sayın Bilgiç Hakyemez’le katıldığımız tartışma programı. Kendimi hiç beğenmedim, zaten kendini beğenen bir insan da değilimdir. Birkaç gün içinde videoyu sayfaya eklerim, siz de anlarsınız ne demek istediğimi. Yine de kalemşörlüğüm bakidir, beni tanıyanlar iyi bilir.
Neyse efendim… Sözlerime burada son verirken, size keyifli bir akşam diliyorum.
Ne çılgın bir maceraydın sen Vietnam
Bizim çılgın prof Bilgiç Hakyemez ve meraklı Yaman Gezgin’le gittiğimiz Vietnam – Kamboçya seyahatinden yeni döndük yani çok şükür dönebildik ya neyse. Ben de yaşadıklarımızı taze taze sizinle paylaşmak istedim.
Şimdi efendim, yanımıza şunu bunu aldık, şöyle böyle plan yaptık kısmını geçiyorum diyeceğim de geçemem. Zira curcuna daha taksiyle havaalanına giderken başladı. Bir taksici klasiği olan “Meslek ne abi?” sorusuyla 2 dakika içinde birbirimize girdik. Bir antropolog ve bir tarihçi arasındaki uçurumu tartışmak ne kadar yersiz oysa. Bu Bilgiç de anlamaz ki işte. Tarihçiymiş… Peh… Tarih, günün emrindedir işte. Oysa ne demiş üstat Wolf antropoloji için? İnsani bilimlerin en bilimseli ve bilimlerin en insanisi. Şiir gibi vallahi.
Göğü Delen Adam Samoa'yı Anlatıyor
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Bozkırkurdu
